31 Temmuz 2016 Pazar
Benim Fikrim: Senden Önce Ben
Senden Önce Ben orjinal ismiyle Me Before You, Jojo Moyes'in bu yaz beyaz perdeye aktarılmış bir kitabı. Ben kitabı geçen yaz filmin gelişinden tamamen habersiz olarak okumuştum. Bu yaz film haberini alınca baya sevindim.
Hikayeyi özetlemek gerekirse, Will Traynor adındaki zengin, zeki ve yakışıklı karaktere yağmurlu bir günde bir motorsikletli çarpar ve Will Traynor omuriliğinden aldığı hasardan dolayı bel altından tamamen felç kalır. Hayatını bu kazadan önce dolu dolu yaşayan karakterimiz bu olay üzerine bunalıma girer ve intihar girişiminde bulunur. İntihar girişimi başarısız olunca ailesiyle konuşur ve 6 ay sonrası için ötenazi kararı alır. Bu süreç içinde kararından vazgeçmesini isteyen annesi Will Traynor'ı hayata bağlayacak bir sebep arar ve bu yüzden renkli ve neşeli karakterimiz Louisa Clark'ı Will'in bakıcısı olarak işe alır. Hikayenin devamında Louisa, Will'i hayata bağlamak için çeşitli uğraşlar verir ve bu süreçte iki karakter birbirine aşık olur. Ne var ki Louisa'nın bütün uğraşlarına rağmen Will böyle bir hayatı yaşayamayacağını, kendisi gibi hissetmediğini öne sürer ve ötenazi kararını uygular.
Öncelikle hikayeyle ilgili düşüncelerimden başlayacağım. Biliyorum ki bir çok insan Will'in bu yaptığını anlamlandıramadı, yazara kızdı ve hayal kırıklığına uğradı. Will'in açısından olaya bakalım bir. Çok zengin, yakışıklı, sportif, zeki ve gözde bir insansınız. Herkes size imreniyor ve hayatta yapmayı en çok sevdiğiniz aktiviteler vücudunuzun dinamikliğinden faydalanarak yaptığınız şeyler. Bir kazadan sonra hayatınız tamamen değişiyor ve o sınır tanımayan hayal gücünüz bedeniniz tarafından hapsediliyor. Eskiden size imrenen herkes, arkadaşlarınız ve sevgiliniz artık size acıyan gözlerle bakıyor. Öldükten sonraki hayata dair de bir inancınız yok. Bu noktada herkes intihar etmeyi seçerdi sanırım.
Hayatınıza bir Louisa girdikten sonra işler değişir miydi peki? Ben realist bir insan olduğum için değişmezdi diyorum. Gerçek aşka veya bunun kalıcılığına bir inancım yok. Ama yazar bu noktada kendisiyle çelişmiş bana göre. Özellikle kitapta geçen bir cümleden hikayenin tamamen bir çelişki içinde olduğunu anldım. Will Louisa'ya ötenazi kararından vazgeçmediğini söylerken 'Hayatımdaki en güzel günleri seninle geçirdim.' diyor. İşte bu cümleden sonra kitabın değeri gözümde düştü. Çünkü yazar kitabın içinde hem o gerçek aşk ütopyasını barındırıyor, hem de okuyuculara trajedi yaşattırıp onları şaşırtmak için Will'i ötenazi kararından vazgeçirmiyor. Bu durum bende kitabın sonunun ilgi çekmesi için bu şekilde yazıldığı düşüncesini uyandırdı. Bilmem siz ne düşündünüz...
Öte yandan filme gelirsek, film ve kitap arasında %95'lik bir uyum var diyebilirim. Louisa'yı Game Of Thrones serisinden tanıdığımız güzeller güzeli Emilie Clarke canlandırıyor ve Will karakteri de Açlık Oyunları'ndan tanıdığımız yakışıklı mı yakışıklı Sam Claflin ile hayat buluyor. Oyunculuğu aşırı beğenmesem de filmin oldukça tatlı bir aurası vardı. Hüngür hüngür ağlattı aynı zamanda. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, filmi izlerken dikkatimi sürekli dağıtan bir şey oldu. Louisa Clarke'ın kaşları!!!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
.jpg)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder